07-10-2014 Ömer Seyfettin

Bahsi uzatmayacağız. Hissolunan daima iyi beyan olunduğundan ihtimal ki hiçbir mevzuun tevsi’i (ayrıntısı) bunun kadar faidesiz değildir. Ve alel-ıtlak (genel olarak) mektup birşeydir ki hissolunur. Zira o sırf şahsidir.

            Delil şudur ki bütün kadınlar mektupları pek güzel yazarlar.

            La Bruyere der ki:

            “Kadınlar, bu kısm-ı tahrirde(yazarlıkta) pek ileri giderler. Kalemlerinin altında öyle şiveler, öyle tabirler bulurlar ki onlar bizde ancak uzun mesainin müşkil taharriyyatının (araştırmalarının) eser ve mahsulü olabilir. İntihab-ı terakkipte(cümlelerin seçilmesinde) mesutturlar. Onları o kadar yerinde kullanırlar ki. Malum şeyler olduğu halde bir yenilik letafetine(güzelliğine) maliktirler(sahiptirler). Ve sanılır ki konuldukları yerde istimal (kullanmak) olunmak için yapılmışlardır. Bir kelimede bütün bir hissi okutmak. Ve nazik bir fikri nazikane anlatmak ancak kadınlara hastır. Öyle gayrı kabil-i taklit (taklidi mümkün olmayan) bir teselsül-i kelamlar(sözler silsilesi) vardır ki tabii bir sürette teakup eder (doğal bir şekilde birbirini takip) ve ancak mana ile rabıtadadırlar(bağlıdırlar). Eğer kadınlar daima doğru olaydılar, içlerinden bazılarının mektuplarının ihtimal ki lisanımızda bulunan yazıların en iyisi olacağını söylemeye cesaret edecektim.”

            La Bruyere bu cümleleri yazarken düşündüğü şüphesiz Madame de Sevigne değildi. Çünkü Madame de Sevigne’nin mektupları La Bruyere’nin ölümünden çok sonra neşrolundu(yayınlandı). O, bütün kadınları düşünüyordu. Ellerinde kilitli muhaberat-ı nisaiyye bulunanlar bilirler ki kadınlar umumiyyet üzere mükemmel ve mütevaffıkane yazarlar, umumu mütehayyir edecek mektupları tabedilmeye layık yüzlerce kadınlar vardır. Ben onları, avam kadınlar tarafından yazılmışlarını okudum ki, harukulade zarif ve tabii idi. Kadınlara üslub-ı inşai tedrisinden sarf-ı nazar olunabilir. Sevk-ı tabii ile onu bilirler. Onu bize öğretebilecek kadınlardır.

            Erkeklere gelince, onlarda daha az incelik, daha az tabiilik vardır. Fakat denilebilir ki herkes mevzuunu hissedeceği bir mektubu yazmasını bilir. Hissolunmayan bir mevzu yazmasını bilir. Hissolunmayan bir mevzu üzerine bir mektup yazmasını öğretmeye gelince, bunu deruhte faidesizdir. Evvela hissetmek lazım.

            Umumi üslubun talimi; bir kitap, bir makale, bir tavsif noktai nazarından yazmak sanatına tederrüs anlaşılır; lakin mektup ekseriyyet için meluf ve ihtiyari bir şube-i tahrir, intihabi bir sa'y değildir. Bu bir mecburiyettir. Hayatın tesadüflerine göre gönderilecek bir mektup, yapılacak bir muhabere olur.Başınıza şu, bu gelir. Hülasa gaye, mevzu, esbap mektuplarının keyfiyeti hadd-i zatında şahsidir. Bu şeriat dahilinde herkes işinin üstesinden gelir. Takip olunacak ancak bir tavsiye var: Çok müsveddeler okumak. Yalnız mektupların kıraatı mektup yazmasını öğretir.

            Zaten muhtelif mektuplara ait merasim-i nispiyye, tabirat-ı malume-i resmiyye, tarz-ı tahrir göstermeye mahsus iyi sanatı inşai risaleleri vardır.

            Mektup, tahriri mükaleme olduğundan, her şeyden evvel tabiilik ve iyi bir mükaleme evsafını ister. Tabii, kendiliğinden, gayrı masnu, işlenmemiş olmalıdır. Fransanın büyük münşileri telkip olunan Balzac ve Voltaire'nin mektupları gibi bir tarz-ı tahrir-i hassı takiben, bunun zıddı olursa başka. Onlar kasten ehemmiyetsiz şeylere dair fikirlerini göstermek ve Grande Monde'u eğlendirmek için yazıyorlardı. Onlar çok zendosti, sahtelik, gösteriş yapıyorlardı. Yine o vakit, mektupları bir nevi mukaleme-i tahririden başka bir şey değil ve hemen salonlarda sade giyimli birinin caliyyet-i merasim-kaim salonlarda konuşulan bir lisandı.

            Mektuplarınızda yorucu iştigalden, cebr-i tabiatdan, birkaç cümleden mürekkep kelimeden, fen üslubundan kaçınız. Sadegi ile, ihmal ile değil. Fakat gelişigüzel ifade-i meram ediniz. İyi söylemek şartıla söylenildiği gibi yazılmalıdır. Hatta söylenildiğinden bir parça daha güzel yazılmalıdır; mademki söylenilen şeyi tanzim etmeye vakit var.

 

            Mademe de sevigne:

            '' Son derece hoşa giden ve mertebe-i itila eden o doğru ve kısa üslubu kullanınız, '' der.

 

            Kızına yazar ki:

            '' Bana gülünecek surette diyorsunuz ki, mektuplarınızı tahsis ve tezyin ederek benden bazı şeyler kaptığınızı zannediyorsunuz. Onlara dokunmaktan sakınınız; fasahat yamaları yapıyorsunuz.

            Bahsettiğiniz saf-ı tabiat... İşte hassaten güzel bu, yegane hoşa giden budur.''

 

           Madame de Sevigne yine der ki:

           “Siz, siz olunuz, başkası değil. Mektuplarınız bana kalbinizi açmalı, kütüphanenizi değil. Parlak görünmek arzusu kadar soğuk beğenilmez bir şey yoktur. Mektuplar tezyinat ile mahmul olmamalıdır. Doğru ve uzun cümlelerden ve usul-ı tersiden ari suhulet-i kalbiyye ile yazılmış olmaları kafidir.”

 

            Bırakınız fikir, nükte, zerafet kendiliğinden gelsin. Birkaç satır:

           

            “Hakikaten çok müteezziyim. Tıpkı, dilsiz olmayan bir kıza ifade-i kelam etmeye çalışan ve yorulan Moliere’in doktoruyum.”

                                                                                                          Madame de Sevigne

           

            “Der-hatır ediyorum ki Paris’te iken ben ve refiklerim pek ehemmiyetsiz şeyler, örümcek ağından terazilerde sinek yumurtalarını ciddiyetle tartan hiç nazımlarıydık.”

                                                                                                          Voltaire

 

            “Don Sefre’de, Paris’te Erlike’nin mantosu altında büyük bir taş götürdüğü hikaye olunuyordu. Bu taşı ne yapacağı soruldu. Bu taşın, satmak istediği bir evin levazım-ı inşaiyyesinden numune olduğunu söyledi. Bu beni güldürdü. Kızım, bu ‘ihtira’ın arazinizi satmak için iyi olduğunu zannediyorsanız, siz de öyle yapabilirsiniz.”

Madame de Sevigne

 

            “Bir parça sabra malik olunsaydı, birçok elemlerden muhafaza olunabilirdi. Zaman, verdiği hüzün kadar hüzün def’idi. Bilirsiniz ki zaman vaz’eden, tekrar ihdas eden, tanzim eden ve bazen silen ve hemen tanınamaz iyi ve fena şeyler yapan hakiki bir mütelevvin, bir titizdir. Zamanın ihtiramla muhafaza ettiği ve daima edeceği ancak dostluğumuzdur.”

                                                                                                          Madame de Sevigne

 

            “Parasızlık gibi hiçbir harabi olmadığını kendi kendimize söylediğimiz vakit, kendimizi iyi anlıyoruz.                                                                                                       Madame de Sevigne

 

            Madame de Sevigne ihtiyarlığından bahsederek derki:

            “Boşuna çırpındım, yek-şekil ve hazin bir hayattan başka bir şey çıkmıyor.”

            Belagatın ve fesahatın alisi mektuplarda bulunabilir. Madame de Sevigne, bazen Bossuet ile rekabet eder. İşte Monsieur de Coulange, Monsieur de Lois’nin ölümü hikaye eden beliğ ve meşhur mektuptan iki satır:

           

            “Monsieur de Lois’nin vefat-ı anisinden öyle kendimi kaybettim ki bunu size söylemek için neresinden başlayacağımı bilmiyorum.”

           

            Tutulacak en büyük kaide, ki onunla vesayayı inşaimizi hulasa edeceğiz, budur: Kalemini kendi haline bırakmak, hissolunanı aramadan ifade-i meram etmek lazımdır. Birisine yazmak için kalem ele alınınca, ne denmek istendiği iyice bilinmelidir. Bütün bunu tahrir cihetine gelince, meşgul olmaya hacet yok. Yüksek sesle onu söyleyiniz. Tabir kendiliğinden gelecektir.

            Bilhassa mevzuunuza mahirane hulul için mustarip olmayınız. Mektubun başlangıcı tabii ve riyasız nageh-zuhur olmalıdır. Kızının tehlike içinde olduğunu öğrenen Madame de Sevigne, “Ah kızım, ne mektup! Bulunduğun hall-imusavver ne tablo!” diye başlar. Başka yerde kızının kaybolan bir mektubundan bahseder: “kalbimize nüfus eden bu sevimli mektuplardan ancak üçünü aldım. Bir tanesi gelemedi.” Diğer bir defa kızına yazdığı ilk mektupta böyle başlıyor: “Heyhat yine mektuplar içindeyiz!”

            Mektupların sonları sade ve cebr-i tabiatsız olmalıdır. Madame de Sevigne hatm-i kelam için asla sıkılmamıştır:

            “Adieu, benim gayet muazzam, geyt sevgili çocuğum; kimse tasavvur etmiyorum ki seni nasıl sevdiğimi görüp de senin beni sevmekte haklı olduğuna inanmasın.” Banze:”sen, sevgili kızım, siz verdiği zamandan iyi meşguliyet bulmuyorum. En küçük menafinize her şey feda; o zavallı kontu kucaklarım, daima onu sevebilir miyim? Ondan memnun musunuz?” yahıt da: Adieusizi der-aguş ederim; fakat daha yakından ne vakit der- aguş edebileceğim? Hayat o kadar kısa ki! Ah! İşte bakıp aldanılmayacak bir şey: şimdi sabırsızlıkla beklediğim sizin mektuplarınızdır.”

            Sanat-ı inşa’da, buffon’un “üslup, bu insandır” kelamı bir hakikattir.

            Hulasa, mektup yazmasını öğrenmek için bir çok mektuplar okumak lazımdır.

                                                                                                          İzmir Gazetesi Nr:9

                                                                                                          22 Eylül 1323 (5 Ekim 1907)




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler