01-05-2016 Ömer Seyfettin

 

Şimdiye kadar birçok kitaplar ve risaleler çıktı, kimse alıp okumuyordu. Muharrirler :

- Ah bizim Türkler…

diye başlarını sallıyorlar ve :

- Ah hiç okumayı sevmiyorlar, bu hal ile sonumuz ne olacak?..

diyorlardı.  Hâlbuki zavallı Türkler okuyacak bir şey bulamıyorlardı. Bir kere kendisinin konuştuğu dil ile yazılmıyordu. Her milletin olduğu gibi Türk milletinin de kendine mahsus bir dili vardı. Çoluk çocuk, büyük küçük, kadın erkek, herkes bu güzel dil ile konuşuyordu. Hiç birbiriyle konuşurken anlaşamayan Türk dünyada var mıydı? Hayır.

                Okumaya gelince hemen Türklerin hiçbirisi okuyup anlayamıyordu. Türklerin biraz okumuş olanları eline kalemi alınca Arapça, Acemce lügat paralamağa, Arapça, Acemce terkipler yapmaya kalkıyorlar ve “Bir marifet yapıyoruz” zannediyorlardı. Türkler Osmanlı hükümetini teşkil ettikten beş altı asır geçti. “Edebiyat ve İlim” namına Türkçe bir satır yazı yazılmadı. Anadolu Türkleri saz şairleriyle, milli destanlarıyla, yanık türküleriyle yine kendi dillerini kaybetmemeye çalıştılar. Son asırda arapça, Acemce lügatler, terkipler yavaş yavaş terk olunmaya başladı. Bugün milli Türk sarfı istiklalini kazanmaya yüz tuttu. Yarın ümit ediyoruz ki Türk halkının manasını bilmediği ölü ve ecnebi kelimeler kitaplarımızdan, gazetelerimizden kaybolacak. Türk Bilgi Derneği dairesinde her Cuma günü toplanan genç Türk edipleri, genç şairler artık Nergisi ve Veysi zamanından kalıp hala devam eden o Arapça, Acemce terkipli eski lisanla yazmayı mantığa ve hakikate muvafık bulmadılar.

                Çünkü lisan göz için değil, kulak içindi. Ve hakikat konuşulan lisandı. Yoksa uydurma bir yazı lisanı değildi…

                Türkler konuşurken hep milli ve tabii Türk sarfıyla, kaideleriyle konuşuyorlar, hiç Arapça ve acemce terkipler yapmıyorlar, Arapça, Acemce cem edatlarını kullanmıyorlardı. Konuşulan hakiki Türk dilinde en ziyade göze çarpan bu saflık, bu tabiilik idi. Konuşurken olduğu gibi yazarken de Arapça, Acemce terkipler yapmak Türk halkının manasını bilmediği Arapça kelimeleri, cem kaidelerini kullanmamak bugün hangi millete mensup olduklarını anlamış genç ediplerimizin ve şairlerimizin başlıca meslekleridir. Hatta içlerinde çokları, Arapça, Acemce terkip kaideleri gibi aruz veznini terk ile şiirlerini milli aruzumuz olan hece vezniyle yazmak istiyorlar. Mademki artık gençler tabii ve hakiki Türkçeye bir ehemmiyet verdiler, yakında herkesin okuyup anlayacağı gibi şeyler yazılacak, Türklerin de bir edebiyatı olacak, Türkler de kendi dilleriyle iftihar edeceklerdir.

                Türk gençliği bu mukaddes ümit ile çalışırken Türklüklerini duymamış yaşlı muharrirlerimiz de boş durmuyorlar. Yavaş yavaş yazılmaya başlayan Türkçeyi söndürmek için bakınız Türklerin uyandığı ve “Bizim müstakil, sağlam bir dilimiz var!” iddiasını güttüğü bir zamanda, bin üç yüz otuz senesinde nasıl şeyler yazıyorlar? Bu dikkat etmeye, düşünmeye layık bir meseledir.

 

(Mesacid) haşmetiyle (sahn-ı dil-cuyunda) (pa-ber-ca)

Demek, mensi değil mihrab u minberden (sema-peyma)

Kavaninin bütün akvam için (yek-tarz u yeksandır)

(İbadetgâhların ali-nesak) (mersus-ı bünyandır)

Bugün (mağlub u galib) cümleten (kem-nam u merkad-puş)

(nida-yı ihtiras) (ebkem) bütün (tabl u ceres hamuş)

(Husunun) bir zamanlar(alet-i ceng ü tedafü’ken)

Bugün tezyin eder (sahatını) bir (vech-i müstahsen)

(Bedavi)ye (cibali sebz ü fahir kisveler iksa)

Eder (yad-ı şuununla) o (dem meşşata-ı gabra)

 

Türk vicdanına bundan ağır bir azap olamaz. Halktan vazgeçtik. Hangi Avrupa görmüş bir Türk vardır ki (meşşata-ı gabra)nın manasını bilsin…

Bu adamlar kimin için, hangi millet için yazıyorlar? Sonra sıkılmadan:

- Türkler okumayı sevmiyorlar….

Demek insafsızlık değil mi? Türkler okumak istiyorlar. Fakat kendi lisanlarıyla yazılmış şeyleri okumak istiyorlar.

        Eski Nergisi ve Veysi lisanı, (Enderun edebiyatı) denilen tuhaf ve sun’i icat, şimdiye kadar hep aruz veznini kullanırdı. Gençler hece veznini kabul edip milli Türk sarfıyla şiirler yazmaya başlayınca Arapça ve Acemce terkiplerin taraftarları içtimai bir tehlike olan milliyetsiz kalemlerini ona da musallat ettiler. Biz zannediyorduk ki milli hece vezniyle Nergisi lisanı yazılmayacak, saf ve sade Arapça ve Acemce terkiplerinden hali güzel Türkçe yazılacak, hâlbuki işte yeni yeni kullanılmaya başlayan bu milli ve ahenkli veznimize de mahut terkiplerini soktular.

 

(Hun-ı dil) nuş ettik (bezm-i safada)

(Zevk-i cevidanı) bulduk Rıza’da

(İfa-yı ahd) için (vakt-i Kerbela’da)

Bu (nefs-i hod-gamı) çekip de dare

Gamze uğruna (didar-ı yâre)

(Nur-ı aşk) inince (dil-i agaha)

(Murg-ı aşkı) saldık ta (kurb-gaha)

Aşina çıkmışız (şu’bede-baza)

Teveccüh kılmadık (bab-ı niyaza)

İrfanla eriştik (rütbe-i naza)

Ve ilh… İşte biz Türk dilini bu edebiyat zalimlerinin ellerinden kurtararak halka kendi diliyle faydasına yarayacak şeyler yazacak, memleketimizde “okuma muhabbeti”ni uyandırmaya çalışacağız.

Türk sözü uyanan âlim ve milliyetine aşık yüksek Türk gençliğiyle, hala uyuyan ve bir ışık bekleyen Türk halkı arasında bir kapıdır, gençlik o kapıdan girmekle alçalmayacak, bilakis halkı, yani kendi varlığını, kendi milletini yükseltecek, kendinize benzetecektir.

 

Türk Sözü, S.1, 12 Nisan 1330/ 25 Nisan 1914, s. 1-3




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler