24-04-2016 Ömer Seyfettin

Gayet malum ve okunmuş bir kitabı gayet meçhul ve nadide bir şey gibi göstermeye kalkışmadınız. Ben münekkit olmadığım için latife tarzında bunu yazdım. Çünkü herkes bana sizden bahsederken,

- Kalenderdir, zekidir.

diyordu. Bundan cesaret alarak sözümün nihayetinde de bir iltifat, bir şaka yapmak istedim. Şakaya kimlerin tahammül edemediğini tabii bilirsiniz. Siz de bu şakaya kızdınız. Ve kızgınlıkla hem bir cevap, hem bir de bütün muvaffakıyetlerinizin sebeplerini, esaslarını gösteren bir makale yazdınız. Amerikanizm…

Sizin gibi tasavvuftan, hatta kabalist olduğundan bahseden bir adam matbu ve meşhur Vahdet-i Vücud Risalesi’nin kime ait olduğunu bilmiyordu. Çünkü –hiç olmazsa- fihristine bakmak için Kütüphane-i Umumi’ye gitmemiş, tasavvuf kısmını ziyaret etmemişti! Sizde hakiki bir ilim aşkı olsaydı bu bilgisizliğinizden bahsolunduğu zaman susacak ve belki daha ziyade tafsilat almak için hususi olarak bana müracaat buyuracaktınız. Fakat hayır… Siz öfkelendiniz. Şahlandınız. Yine mutadınız veçhile kendinizi methe başladınız. Ben de size mukabil benim eserlerimin de Avrupa lisanlarına tercüme olunduğunu, Avrupa’nın en meşhur ve en okunur risalelerinde benden bahsolunduğunu, hiç münasebetim olmayan Avrupalıların Avrupa’dan eserlerimi istediklerimi yazarsam merhum saf yağcı Cemalettin efendi gibi reklamcılığa, şöhret tacirliğine kalkmış olmaz mıyım? Kendimi söylemeyeceğim. Henüz bir satır yazmaya cesaret edemeyen arkadaşlarım var ki, mektuplaştıkları müteveffa Alfred Fouillee, Gustav Le Bon gibi meşhur mütefekkirlerin müteaddit mektuplarına malik bulunuyorlar. Şimdi bu gençler, ister misiniz sizin gibi bu mektuplardan ikide birde bahsetsinler ve :

- Ey Türkler! Bakın bize kimler mektup yazıyor. Biz feylesofuz. Avrupa’da dostlarımız var…

Diye bağırsınlar. Lakin hayır…. Onlar bunu yapmazlar. Sonra müsteşriklerle münasebetinizden bahsediyorsunuz. Müsaade ediniz de bu müsteşriklerin saflık ve cahillik başlıca sıfatları olduğunu söyleleyim. Daha harflerimizin şekillerini tanımadan eserlerimizi tercümeye kalkarlar. Ve “Âşık Kerem”in mimi “İkdam”ın mimi gibi yazılı olduğundan (ACHIK KERMR) diye lisanlarına geçirirler.

Ve bana : “siz o matbu risaleyi neden o kadar müddet cebinizde sakladınız da istifade etmediniz?” diye soruyorsunuz. Bana sormaya hacet var mı? “Amerikanizm”e alışmadığım için… Yoksa hayatta muvaffakıyet kuru gürültüye, şarlatanlığa vabeste olduğuna mutmain olsam kitabın başından sizin gibi bir sayfa kopya eder,

“ Bu eserin sahibini bilmiyorum. Yazmadır. Gayet eskidir. Galiba Ahmed el-Buhari’nindir. Dünyada görülmemiş bir nefisedir. Kitap şeklinde yakında (!) bastıracağım… diye hokkabazıklarla “El çabukluğu marifet, ne sihirdir ne keramet” yapmaya kalkardım. Para bahsinde benim fakirliğime pek çabuk hükmediyorsunuz. Eğer “öteye beriye sekiz yüz küsur borcu olmamak…” sizce fakirlik demekse ben fakirim ve hükümet memuru olmaya niyetim olmadığı için sizin yerinize göz dikemem. Bundan emin ve müsterih olunuz. Feylesofluğunuza gelince… İste bu sizde olmayan bir şey! Sizin feylesofluğunuz sizin kendi iddianızla, sizin kendi kendinize yaptığınız ve devamından asla bıkıp usanmadığınız reklam sayesinde kazanılmış kuru bir namdan başka bir şey değildir. Siz bu “Amerikanizm”de adeta “Barnom”u geçtiniz. Resmi istid’alarına, fotoğraflarınıza, makalelerinize “Feylesof!” diye imza attınız. Kırmızı horozdan ziyade duvarlara astırdığınız büyük kıtada resimlerinizin altına “Feylesof” yazdınız. Adeta “Feylesof” kelimesi “Rıza Tevfik” gibi sizin isminiz oldu. Hâlbuki kimse kendine has bir usul, meslek, eser meydana koyamayana feylosof demez. Kendine mahsus bir usulü, bir mesleği, bir eseri olmayan bir zata “feylesof” derlerse ya şaka veyahut alaydır. Siz feylesof iseniz hani kendinize has “usül”ünüz?... Hani “meslek ”iniz?...hani “eser ”iniz?... Evet siz-hatta başkasına ait- bir usul ve meslek sahibi değilsiniz. Başına ve nihayetine onar santimetrelik birer tekerleme ilave ederek ve kendinize filolog süsü vererek neşrettiğiniz destanlara “eser” diyorsanız bravo size… Behçet Efendi’yi, Eyüplü Şükrü’yü, Tanburacı Niyazi, Kıvırcık Emin, Deli Sıtkı ve arkadaşları gibi külhanbeylerini bulunuz. Onlarda –hem okunaklı bir surette yazılmış- binlerce destan var. Her gün birini kopya eder ve gündeliğinizi düzeltirsiniz….

İşte benim istifade edemediğim bir memba…. Çünkü size nisbetle bir nesnasım. Siz insansınız! İstifade ediniz. Ve elinizi kalbinizin üzerine koyarak deyiniz ki:

- Onlar Amerikanizm yapıyor.

                                                                                           Zeka, C.2 S.28, 23 Nisan 1914




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler