20-02-2016 Ömer Seyfettin

                Edebiyatta meşhur enmuzeçler ekseriya hayata model olabilecek yüksek, ulvi, ahlaki numuneler değildirler. vakıa bunlar biraz herkesten biraz başka, biraz fevkalade adamlardır. Fakat çoğunun seciyesi de "seciyetsizlik" tir. Ümmet devrimizin yadigarı olan klasi edebiyatımız marazi ve mücerret bir şekilde devam ede geldiğinden içinde canlı enmuzeçler bulunma imkanı yoktur. Onun için garp edebiyatından mizaç getireceğiz; Hamlet, Madame Bovary, Bay Ganio ve ilh... Hiç birisi tabii hayata model olamaz. Bu meşhur enmuzeçlerin kimi hodgam ve ahlaksız, kimi fena halde ferdiyetçi, kimi maskara ve hesapçı, kimi mefkureci ve şahsiyetçi, ama son derece gülünçtür.

                Hayatta birçok dahiler yetişmiştir. Fakat edebiyatta bir dâhi enmuzeçi yaratılmamıştır. Edebiyattaki lâyemut ve hayali mevcutların - biraz mübalağa etmemize müsaade ediniz- hemen hepsi birbirinden berbattır. Garp klasiklerinin eserlerinde yaşayan tarihi şahısların gayr-i tabii azametleri, ulviyetleri yanında küçüklükleri de sırıtır. Birçok muvazenesizlikleri, ulviyeleri yanında küçüklükleide sırıtır. birçok muvazenesizlikler göze çarpar. Xavier de Montepin, petson de Terraille romanlarında birçok ahlaki enmuzeçler dolaşır. Ama bunlar o kadar şe'niyetle muhalif, o kadar sun'i mahluklardır ki canlı olmadıkları için yaşayamamışlar;sanat yolundan edebiyata, ezeliyete, lâyemutluğa geçememişlerdir. Sonra trajedi içinde başlı başına bir "şaheser" olan layemut nereden! Hakiki hayatta, hatta tarihte o ne çirkin, ne iğrenç bir enmuzeçtir. En mükemmel, en hissi, en ulvi bir şövalya gibi görünen Cytone de Bergerac'a bakalım. Şair Rostand'ın tarihi hakikati o kadar bozarak yükseltmek isteiği bu enmuzeç ahlaki ve içtimai kıymetler karşısında nedir? Hiç! Kendi gururunun, benliğinin fevkınde yüksek bir mefkureden mahrum, daima ferdiyle; büyük burnuyla meşgul, başkalarının güzelliğini kıskanır bir adam... Aşkından haberi olmayan bir kadını senelerce seven bir manyak! Her an ruhunda ferdi ve uzvi çirkinliğinin acısını duyarak bütün cemiyete hasım kalmış bir hayalperver! Sonra bu marazi ıstıraplarını, ferdi tefahürlerini fazilat sanan bir gafil! Ve... nihayet bir zavallı! Vakıa edebiyatta da belli başlı enmuzeçler yanında bazı ahlaki kahramanlar da vardır. Fakat bunlar pek sönüktürler. Adi ve ehemmiyetsiz görünürler. Sun'idirler. Canlı ve meşhur enmuzeçler sırasına geçip o nefis eserlerin ezeli ve ölmez hayatına karışmamışlardır.

                Bİz bu makalemizde, garp edebiyatındaki en meşhur enmuzeçleri ahlaki, yani içtimai kıymetler karşısında tahayyül edeceğiz. fakat zennetmeyiniz ki fena ve ferdiyetçi bulduğumuz enmuzeçlerin eser içindeki edebi kıymetlerini hiçe sayacağız. Eser içinde onlar pek güzel, pek bediidrler. Halbuki hayatta?.... Hayır.

                bununla beraber, bu ana kadar edebiyatta yaratılmış meşhur ve layemut enmuzeçlerin hayata model olamayacağını göstermekle bir "kanun" çıkarmağa da kalkmayacağız. hayatta gizli ve müşahhas bir ahlak kuvveti her şeyi "güzel, iyi, doğru"ya götürdüğüne itikadımız var. Bu temayül, edebiyatta da izlerini bırakacak. Ve bizim gibi ümmet devresinde çıkmağa çabalayan genç br milletin sanatkarları, muhitin bütün aşağılıklarını, çirkinliklerini, noksanlıklarını, kalabalıklarını "Bay Ganio" gibi tekbir enmuzece yükseltmeyecekler. bugün onların vazifesi -bu ana kadar misali bulunmamasına rağmen- milletlerinin bütün faziletlerini, yüksekliklerini, ahlakiyatını fevkalade bir şahısta biriktirip dehai bir enmuzeç yaratmaktır.

                İşte ancak buna muvaffak olan sanatkarı tebcil edeceğiz.

 

                                                                                                              *                                           

                                                                                              *                             *

 

                Fertçilerden cemiyete hiçbir fayda gelmez. Hatta bunlar cemiyete muzırdırlar. Çünkü cemiyeti mefkurevi gayesine doğru sürükleyemezler. Cemiyette ki ham bir gayeyi keşif ve tebellür ettiremez. kemaline erdiremezler. Çünkü bizzat kendileri için bile muayyen bir gayeleri yoktur. Cemiyete, halka ehemmiyet vermezler, hakaretle bakarlar. Kendileri gibi olmayan her "şahıs" nazarlarında aptal, budala, hayvan, ahmak, dogmatik, mahdut, fikirsiz, ve ilh... dir. kendi gibi tefahürcü "fert"leri de beğenmezler. çünkü samimi oldukları anlar, kendilerini de beğenmezler. kendisine hakaretle bakan başkasına hürmet edebilir mi? Hamlet tam böyle bir "fert" numunesidir: cemiyet ve halk aleyhinde dehşetli bir nefret duyar. dikkat edilirse görülür ki bu nefretin sebebi onun demokrat olmaması, asil bulunması değildir. halk onun nazarında pis, kaba, hayvan, tenezzüle değmez bir kitledir. Bu gibi enmuzeçlerde ulviyete hiç temayül yoktur. bunlardan cemiyete manevi hiçbir yadigar kalmaz. bunlar yalnız garip ve marazi "ferdiyet" lerinin hatırasından başka bir şey bırakmayarak ıstırap ve elem içinde sönüp giderler. Cemiyeti sevmedikleri için cemiyet de onları sevmez. Cemiyete inanmadıkları için cemiyette onlara inanmaz.

                Fertçi cemiyeti sevmediği gibi, ayrı ayrı hiç kimseyi de sevmez. Hatta kadını da sevmez. Çünkü Hodgamdır. Hodgam için kendinden başkası esasen yok demektir. Hodga fertçi sevmez ama aşık rolu oynar. Sever görünür. Aldatır. Adeta bir aşk aktörüdür. Fakat yaptıkları hep yalandır... Hakikatte o ancak bir sefihtir. Shakspeare ferdiyetçinin bu halini büyük bir sanatla gösterir. trajedinin bazı yerlerinde mükemmel bir sefih olduğunu anladığımız Hamlet, Ophelia'yı sever gibi görünür. Ve o derece bu yalanla kızcağızı inandırı ki nihayet felaketine sebep olur. Ophelia 'nın babası, Polonius bu yalana kanar. Onun delilik rolünü kızının aşkından sanır. Annesi kraliçeye ve amcasına ikisinin birleştirilmesini bir deva gibi tavsiye eder, sonra sözde sevdiği Ophelia Hamlet'e aşkından bahsedince:

                -Buna inanmamak lazımdı. Ben seni sevmedim.

Cevabını alır. Trajedinin zevkine varılır. ruhuna inilirse, Hamlet'in Ophelia için temayülü pek adi, pek çapkın, pek çirkin, pek kelbi olduğu nazardan kaçmaz. Aşkı esnasında Hamlet Ophelia ile değil, her vakit ki gibi yalnız kendisiyle meşguldür.

                Hamlet münkirdir. Yalnız iyiyi değil, fenayı da münkirdir. İnkar ettiği bir şey uğrunda çalışmak ister, fakat her reybi fertçi gibi onun da "irade"si yoktur. Çırpınır, ileri atılamaz. ayaklarını oynatır, yürüyemez. Yerinde sayar. O kadar feci bir mevkidedir ki ne ileri gidebilir; ne de geri dönebilir. çünkü iyi ve fena bir hareket için mutlaka irade lazımdır. Onun iradesiyle düşüncesi hiçbir vakit birleşip "hareket"e münkalip olamaz. Hamlet darülfünun tahsili görmüştür. İlimden, sanattan anlar. Herşeyi ihata eder. fakat sabit ve muayyen bir noktaya teveccüh edemez. Çünkü bunun için de "irade"ye ihtiyaç vardır. Mukaddesata hürmet yoktur. En büyük ve muhterem adamlara küfrü bassar. Adil değildir. Zalim ve müstebittir. hatta vahşidir. Öldürdüğü Polonius'un naaşına karşı söylediği sözleri hatırlayınız...

                Ferdiyetçilerin bir mazhariyetleri vardır ki tahlil olunmazsa uzaktan göze bir fazilet gibi görülür. Bu da bazen kazandıkları "dostluk" lardır. Fertçi, mahdut fikirli, kendinden aşağı, saf ve çömez ruhlu bir adam buldu mu ona karşı vefakar bir dostluk gösterir. Onun muhabbetini celb eder. Onun fikrinin med ve cezirlerine uydurur. Onu reybiliğinin mütehavvil intibaatına bir ayna yapar. Rus edibi Turganyev de Horatio'nun Hamlet hakkındaki muhabbetini, kendisinin mahdut fikirli ve sitoist olmasına atfediyor. Horatio, kendi enmuzecindeki adamlar arasında bir müstesena, çünkü mütevazı... Kendi zaafının kifayetsizliğini biliyor. Hamlet'i zekaca çok yüksek görüyor. Ve ona prens olduğu için değil, kendinden çok yüksek gördüğü için bağlanıyor. Hamlet Horatio'yu takdir ediyor. Niçin? Çünkü onunda takdir ettiği şey bizzat kendi fikri, kendi telkinidir. Denilebilir ki, Horatio bahanesiyle yine kendi kendisini beğeniyor.

                İşte fertçinin dostluğu ve takdiri!

                Hamlet'te hiçbir mefkure gibi dini his, dini heyecan da yok. ve zaruri olarak son derece ümitsiz ölüyor... Ölürken her şeyin kendisi ile beraber bittiğine kail! Ölüm karşısında küçülüyor, gururu kırılıyor. Sükun buluyor. Fakat marazi bir sükun...

                                                                                                              *                                                                                                                                                                          *                             *

Shakspeare Hamlet'iyle bize müebbet bir "fertçi" enmuzeci çizmiş sanıyoruz. Hamlet hiçbir şeye inanmıyor, sevmiyor, takdir ve takdis etmiyor. Etrafına hakaretle bakıyor. Hep kendisiyle meşgul. Kendisinin haricindeki her şey nazarında zerre kadar ehemmiyetsiz... "Hayr"a itikadı yok. Ama "şerr"e de taraftar değil. Ne istediğini, ne yaptığını, ne yapacağını bilmiyor. Hayatı baştan başa bir sinir fırtınası... Muhiti onu deli sanıyor. Halbuki deliliği de uydurma... Muhabbeti de, asabiyeti de yalan... Herkes gibi kendisini de aldatıyor. "İntikam alacağım" diye vakit geçiriyor. Her isterik gibi tuhaf, fevkalade, gairp, cazibeli bir adam... Hasta zavallı! Fakat trajedinin içinde ne bedii, canlı, ne güzel, ne mükemmel... Sonra bu enmuzece, bir de hakiki hayata bakınız. En kötü, En berbat, en tahammül olunmaz, cemiyete en muzır, tefahürcü, muvazenesiz. hodgam bir fert...

                Hamlet'in bütün ıstıraplarını, elemlerini, nevrastenisini, ümitsizliğini, cesaretsizliğini, iradesizliğini, vahşetini (sözde intikam almak istediği cinayetin hakikatine gayetle kani iken, artık bilinmez neye kanaat getirmek için tertip ettiği) o sahnevi  tahkikat şantajcılığını, tefahürcülüğünü bugün cemiyetin mefkuresine yabancı kalan, insanlıkla hayvanlık arasındaki arafta dolaşan her fertçide az veya çok bir miktarda görebiliriz.  Bu fertçilerin hemen hepsi, kendi benliklerinin fevkindeki bir "mefkure" şevk ve heyecanının ademinden başka birşey olmayan ruhi serseriliklerini, uzvi yahut asabi hastalıklar sanırlar. Ve bütün hayatlarınca bir takım "tababet edebiyatçısı doktorlar"ı kazandırırlar. Fakat Hamlet gibi içlerinden hiçbirisi iyi olamaz.

                                                                                                    Yeni Mecmua, 21-28 Şubat 1918




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler