31-12-2015 Ömer Seyfettin

Piyano risalesi sermuharriri “Yeni ahlak kaillerinden” Ahmet Nebil Bey’e:

                Küçük Bey,

                Risalenizi müstesne bir telezzüzle  okuyordum. İlanlarınız veçhiyle hakikaten insani, yeni ve mümtaz idi. Beş asırlık gayr-i ihtiyari bir ıstıfa-yı tabii ile cidden şayanı-ı dikkat bir şiddet arz eden “ Osmanlı” zekasına sizi ve arkadaşlarınızı bir timsal addediyordum. Fakat on üçüncü nüshanızı okuyunca bu fikrim büsbütün değişti. Sizin de tamamıyla sahih bir tekamül-i dimagiye mazhar olmamış gençler gibi mutavassıt “mediocre” olduğunuzu hayretle gördüm, meyus oldum. Evet, “Hadisat” serlevha-ı bimanası altında Arnavutluk’a dair neşrettiğiniz o mektup ne idi?

                Müteceddit (modernist) ve genç bir gazetenin haklı –veya haksız- bir latifesinden harici ve marazi bir gulüvv-i fevkalmantık ile müteessire olan bir mutaassıbın, “Binaenaleyh Başkım’a –yani bir gazeteye velev latife tarzında olsun taarruz etmekle bir millete taarruz ediyorsunuz.” Diye sizi itham etmeğe kıyam eden bir Kurun-ı ula evladının efkarına, hayır efkarına değil, - hissiyat-ı mahdude-i ibtidaiyesine- mürevviç ve naşir olduğunuzu düşünmediniz mi?...

                Teessüf, teessüf, teessüf… İstikbal-i insaniyete meşail-i hidayet olan beşeriyun, sunuf-ı münevvere-i hazıraya ne telkn ediyor? Vahdet-i beşeriye, muhabbet-i alemşümul değil mi? aslan alsanı, kaplan kaplanı, kurt kurdu, mali-i idrak ve tefekkürden mahrum hayvanat-ı müfteriseden hiçbiri hemcinsini yaralmazken; insanları âsar-ı muzlime-i sabıkanın karanlık ormanlarında, kanlı sahralarında boğazlaştırmağa sevk eden, taassuptan başka nedir? Ve  “menfaat” diye ismi değiştirlmek istenilen “taassup”  bugün ancak nasyonalizm, şovenizm halinde tezahür etmiyor mu?

                O halde letaife hiddet ve taassupal üşenmeden ccevap veren bir şovenin mektubu, yirminci asra mensuğ oldupunu iddia ettiğiniz risalenizde nasıl yer buluyor.?

                Size sorarım…

                Tekamül ve haikkate doğru yürüyen bir insan – bir meziyet-i mahsusa imiş-asla menşe-i haki ve mevkiiyle iftihar edemez. Bu garip ve bimana hakk-ı iftihar, olsa olsa ancak mevaşiye, hayvanata , nebatata, fevakihe ve saireye ait olabilir.  Kırım ineği, Arabistan atı, Merzifon eşeği, Ankara keçisi, Karaman koyunu, Tekfurdağ karpuzu, Yemen kahvesi, Menemen kavunu, Korent üzümü gibi artık imzaların üzerine “Fraşerli, Leskodikli, Vodineli, ve ilh…” gibi şeyler yazan muharrirlerin seviye-i idrak ve tefekkürlerini siz tahayyül ediniz.

                Mahut mektubun sahibine hitaba hakkım yoktur. Çünkü o mazurdur. Hiçbir şey bilmemesinden, insaniyet ve İslamiyetin gayesine bigane bulunmasından daha tabi bir şey olamaz… fakat sizin, Nebil Bey, sizin bilmeniz icap ederdi ki arzu-yı tealiyi Takds eden Muahmmed’in (a.s.) dini, kendi liva-yı hakikati altında toplananlar arasında asla “kavmiyet” tanımaz! Bin şu kadar seneden beri zalam –ı cehl ile örtülen ve ancak bir zümre-i kalile-i felasifeye malum olan İslamyet-i hakikiyenin gayesi ittihat ve teali, yani intizam ve terakkidir. İslamiyette muhtelif milliyet, kavmiyet gibi çürük, vahi, sun’i ve gayr’i insani esaslar yoktur! Garbın mütefekkirleri bu yalan ve hodbiniye, cehalet ve adem-i vukufa, taassup ve vahşete istinat eden esasları tahribe çalışırken bizim, esasen kendimizde mevcut olmayan bu mevzu  ve muzır marazları iktisaba çalışmamız layık mıdır?

                Ve layık mıdır ki, beşeriyetin budalılıklarından oyunlar, kavaslar, asar-ı atika, baston, babaya hürmet gibi nispeten ehven ve zararsızlarını teşhir ve tekzip eden Nebil Bey, beşeriyetin en muzır ve gayr-i mantıki budalalığı olan “kavmiyet ve milliyet” efkarını kemal-i ciddiyetle gazetesine koysun.

                Teessüf, teessüf… Siz de bir mazi ve taassup tarafları, siz de oğlunu papaz yapan koca Gladstone gibi yabancı bir liberealsiniz. Bari modası geçmiş bir şeyi terk etmek yeniliği gösteriniz; ilanların münderacatını yalanlardan teşkil etmek pek eski bir kaidedir. Risalenizi “Adebiyat-ı insaniye” mecmuası gib reklam edeceğinize, ömrünüzde bir defaya münhasır kalmak üzere doğruyu söyleyiniz ve deyiniz ki, “ Ey kariler! Piyano gazetesinin insaniyet ve serbesti ve teceddüt taraftarı görünmesi riyadan bir perdedir. Korkmayınız, alınız, koyunuz. Orada daima hissiyat-ı kadime-i mürtecianenizi tatmin edecek ateşin ve milli satırlarda göreceksiniz”.

                Doğru söylediğime darılmayın beyim ve darılırsanız bu mektubumu neşretmeyiniz. Baki, evet baki size karşı bir muhabbetim kalmadı ki –pek fena olamayan bir usule tab’an- kabulünü rica edeyim!

                                                                              Düşünüyorum s.18,20 K.evvel 1326 /// 2 Ocak 1911, s.225-226.




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler