02-11-2015 Ömer Seyfettin

                Münevverlerin kafaları – mefhumlar teşekkül etmemiş – Halkın irfanı – Milliyetle ırk arasındaki farklar – Milliyet kanda değil, candadır – Fiili Türkler – Devletin ismi milletin olamaz – Anadolulu bir neferin mefhumlarındaki doğruluk – Münevverlerimizin gafleti – Milletten evvel münevverler kendilerini tenvire çalışsınlar.

                Bizim kafalarımız karpuz değildir. Çünkü henüz hamdır. Yani “kelek” halinde… bir kelebeğin  içinde nasıl çekirdekler falan teşekkül etmemiş ise bizim kafalarımızda da mefhumlar öyle kemale ermemiştir. Bizde her şeyin ismi vardır. Ama hayalimizde bu ismin cismi, hududu yoktur. Ben “Biz…” diye “münevver” kastediyorum. Yoksa halk ariftir. Her şeyi öğrenmeden bilir. Münevverlerimizin en kabadayıları bugün evvela milliyetlerini, hatta milliyetin ne olduğunu bilmezler. Sakın mübalağa ediyorum sanmayınız. Münevverlerimizin ekseriyeti ilmin hakikatine, Şe’niyetin hakikatine aldırmayarak “milliyet” ile “ırk”ı birbirlerine karıştırırlar. Irkı milliyet, milliyet ırk sanırlar. Halbuki “ırk” başka “milliyet” başka bir şeydir. Aralarında dağlar kadar fark vardır. “ırk” bugün bir “mevhume”, “milliyet” ise bir “hakikat”tir. Milliyet kanda değil, candadır! Milliyetin hududu “lisansla hars”tır. Ana dili Türkçe olan, türk terbiyesi, Türk efkuresi, Türk hissiyatı içinde büyüyen her Müslüman halis muhlis Türktür. Aralarından birinin başka bir milliyete mensup olması hiçbir ehemmiyeti haiz değildir. Mesela benim bir dostum var ki üçüncü ceddi büyük ihtilal sırasında Türkiye’ye kaçıp Müslüman olmuş, Türkleşmiş bir Fransız asilzadesi, tarihe geçmiş gayet meşhur bir konttur. Bu zata “ırk” mevhumesine göre Fransız demekliğimiz icap eder. Bu mümkün mü? Bir kelime Fransızca bilmez. O kadar Türkleşmiştir ki … ne ruhça, ne hisiyatça bir Anadoludan farkı yoktur. Münevverlerimiz milliyet ile ırkın ilmi mahiyetinden haberdar olmadıkları için bir çok millettaşlarını uzak cetlerine nispet ederek Türklüğün hududundan dışarı çıkarırılar. Arnavutça bilmeyen Arnavutluk’a gidip Arnavut milliyeti için, Arnavut harsı için çalışmayan, Türkiye’de mukim bir Arnavut, Türk sayılır. Çünkü fiilen Türkleşmiştir, Türkçe konuşur, Türkçe yazar, Türk milletinin harsı için çalışır. Türk devletinin hadimidir, Türk mefkuresine uymuştur. Türkiye’de doğup büyüyüp cetlerinin milliyetine, cetlerinin milliyeti muhitine dönmeyen Çerkez, arap ilh. Her müslümanda Türktür. Türk milliyetini harsen, fiilen temsil edip de yalnız lafzen ayrılık iddia eden kardeşlerimizin hareketi manasız, pek mantıksız bir şeydir. Türkiye’de doğup, Türkiye’de büyüyüp, Türkçe okuyup, Türkçe yazan, Türkçe düşünen bir Çerkez, ancak Şimali Kafkasya’ya gidip oradaki dedelerinin milliyeti, Lisanı, harsı uğrunda ömrünü vakfederse Türklükten çıkmış,  “hakiki bir Çerkez milliyetperveri” olmuş sayılabilir. Burada, lafzen değilse bile her halde fiilen Türktür. Cetleri Türk olmayıp da lisan, terbiye, hars itibarıyla Türklüğe temessül eden gayri Türklerin ruhça, hisçe asıl Türklerden hiç farkları yoktur. Bunlar “fiili Türkler”dir! Münevverlerimiz bu muhterem millettaşlarımızın:

                -“Falan büyük babası Arnavuttu, falanın annesi Çerkezdi, falanın bilmem nesi Arap’tı.” Diye nihayet lafzen mahiyetlerini tağyire muvaffak olabilirler. Fakat onların fiili, hakiki vaziyetleri asla değişmez, yine Türk kalırlar.

                                                               *                             *                             *

                Milliyetin, ırkın, harsın mahiyetini bilmeyen münevverlerimiz “devlet, hükümet, millet” mefhumlarına da zihinlerinde içtimai hakikate uygun bir şekil verememişlerdir. Devletin ismini milletin ismi, hükümetin idaresindeki fertleri de “bila-tefrik-i cins ü mezhep” yani “din ile dil” kaydını nazar-ı itibara almadan hep bir millet addederler. Devletimizn ismi bugün müesisine nispeten “Osmanlı”dır. Bu devletin içindeki fertlerin tam, kat’İ ekseriyet Türktür. Rum da, Ermeni de, hasılı ecnebi, yerli gayri Trük diğer fertler de vardır. Bu Gayri Türkler –ecnebi değillerse- Osmanlı devletinin, hükümetinin idaresinde yaşamakla “Osmanlı tabiiyetini” haizdirler. Fakat asla “Osmanlı” milletinden değildirler. Hepsinin kendi hususi milleti vardır. Bir ferdin iki milliyeti olur mu? Mesela, “Yorgi İstanbulludur. Osmanlı tebaasındandır. Milliyeti Rumdur. Dini Hristiyandır.” deriz. Eğer “Yorgi Osmanlı milletindendir.” Desekonun Urmluğu ne olacak? İşte münevverlerimizin zihinlerinde lafızların, mefhumlarımantıki hudutları teşekkül etmediği için içtimai hakikatle taban tabana zıt telakkilere de böyle tahammül edebilirler. Fakat mevhumeleri daima kağıt üzerinde kalır. Halk, millet kandisinin ismini, milliyetini, dinini pekala bilir. Geçen gün bir Anadolulu neferle şöyle konuştum:

                -Oğlum, Sen hangi dindensin?

                -Müslümanım Elhamdülillah.

                -Hangi milletensin?

                -Türküm

                -Devletinizin adı ne?

                -Osmanlı Devleti

                -Memleketimizde Türkten başka milletler de var mı?

                -Vardır.

                -Kimler gibi mesela?

                -Rumlar, Ermeniler falan gibi.

                -Onlar Türk değil midir?

                -Hayır

                -Ya nedir?

                -Rum Rumdur, Ermeni Ermenidir…

                Münevverlerin içinde “Dini dinime, dili dilime uyan.” Cümlesiyel içtimai hayatının mahiyetini bir anda icmal eden bu köylü kadar vazıh, ciddi, hakiki mefhumlara sahip bir adama rast gelmedim!

 

*                            *                             *

                Münevverlerimizn gafleti yalnız içtimai mefhumların sahasına münhasır değildir. İsim zikretmeyeceğim. Alimlerimiz vardır ki “fen, ilim, felsefe” arasındaki bariz hudutları hiçbir vakit görememişlerdir. Öyle meşhur şairlerimiz vardır. Ki edebiyat, lisan, edebi neviler hakkında ilmi hiçbir fikir edinememiş, her şeyi daima en zıttı ile karıştırmış, aynı şey gibi görmüş, hatta görmekle kalmamış, hemde öyle göstermeğe çalışmıştır. Cilt cilt eserleri olan münekkitlermizn, muharrirlerimizin arasında, “hikaye ile nuvel arasında fark nedir?”diye gayet adi, müptezel  bir müsabaka açsak, acaba bir cevap alabilirmiyiz?

 

*                            *                             *

Evet, biz münevverler milletten evvel kendimizi tenvire çalışmalıyız. İnsan düşünen bir mahluktur. Fakat düşünmekte  de mefhumların sayesinde vaki olan bir hadisedir. Mefumlar ise muayyen şümulleriyle, tazammunlarıyla bir hakikati tespit eden hudutlardır. Halbu ki biz bugün bir mefhum buhranı içinde yaşıyoruz. Kafalraımız henüz olmamış birer karpuz, ham bir kelek ki içindeki çekirdekler daha teşekkül etmemiş.

                               Bu kelek ne vakit kemale erecek

                                                            İfham.S93,T. Sani 1135/3 Kasım 1919, S.3




Ömer Seyfettin Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler