12-11-2014 Ahmet İhsan Tokgöz

Artık ha geliyordu ha gelecektiye mahal kalmadı mübarek kış hakkıyla infaz-ı hüküm ediyor. Kış hali her tarafta mevcut. Kasım kendini gösterdi. Akşam olup güneş guruba hazırlanırken kısa günlerine göre yazdan ziyade müsemmir alış veriş eden esnaflar çıkını eline alıp evinin yolunu tutmuş; mektep çocukları çoktan evlerinin sıcak odalarına iltica eylemiş, kalem efendileri ise bunlara da takaddüm etmemiş kim kimi görse:

-          Yahu! Ne soğuk! Donuyorum!

 Gibi afaki sözleri daima sermaye-i bahs-i makal ittihaz eyliyor; Bilmem nedendir; havanın ahvaline müteallik söz, en mühim makalelerde bile mukaddime makamına kaim olur.

-          Vallahi efendim pek soğuk adeta zemheri!

  Yahut:

-          Of! Sıcaktan boğuluyorum!

Gibi elfaz sarf olunmadan muhavereye ibtidar edilemez: hele karşı karşıya geçip birbirlerine söyleyecek sözleri olmayanlara şu afaki cümleler ne muavenet eder!

Kışın tamamlayıcılarından olan satıcılar sokak sokak dolaşıyor yekdiğere rekabet ile kendilerine muavenet eyliyor. Bunlar name-i mahsusa ile bağırarak sokakları öttürdüğü vakit namelerini rüzgârın şiddetine karıştırırlarda hoş bir ahenk yaparlar! Kulak : ‘’ ne beyaz! Keten helva! ‘’ nidası yahut mısır buğday, kıtır! Kıtır! ‘’ sesini aldığı zaman mutallıkan camlara çarpan boranın uğultusunu, yahut saçaklara vuran yağmurun karın şıpırtısını işitmek ister! Kışın heyet-i umumiyesinde bir heybet vardır. Romanlarda bile ilk sayfayı açınca ‘’ Baharın neşe-i küşa (neşe veren) bir günü….’’ Sözleri yerine : ‘’ Kışın en soğuk bir gecesinde… ‘’ fıkrasını görürsek nazar-ı dikkatimiz daha açılır. Zira biliriz ki müellifin kuvve-i muhayyilesi baharın neşe-i küşa (neşe açıcı) gününden dolaşırsa bize tahrik-i meraka hadim levha gösteremez; gelmiş geçmiş o kadar müelliflerin sarf ede ede aşındırdıkları şairane cümleleri tekrarlamakla kalır; fakat kışın soğuk gecesinde kar lapa lapa yağarken sokağa uğramış bir şahs-ı meçhulü takibe koyulursak elbette zevkimiz artar. Hele roman sahifesini elde güşade tutmak kışın uzun gecelerine ziyade yakıştığı için o sahifelerde dolaşan nazar, hariçte hükümferma şiddet-i havaya yakışık alacak tavsifler arar.

                Neşe-i perestan (neşe düşkünleri) dahi kışın uzun gecelerinde eğlence arıyor. Ah! Arıyorsa yok değil a? Çalgı takımları kıraathanelerde tertib-i ahenk etmiş! Tiyatrocular şehrin iki sırtında birbirine rekabet edercesine hazırlık görüyor. Bizim sırtta yani İstanbul tarafında oyuncular cem’-i rağbet uğrunda damen-dermiyan bulunurken Beyoğlu’na Avrupa’nın tabakat-ı süflasından akıp gelmiş oyuncular da Beyoğlu kibarlarına takdirini celbe hadim! İtalya tiyatrosumu istersin! Fransız teropu mu arasın! Yok yok! Bizim tarafta dahi (hasan efendi) var (abdi efendi) hazırlanıyor, (Osmanlı tiyatrosu) oyuna başlamaya niyet eyliyor. Bunlar az şey mi! Fakat zevk-i hakiki erbabı ilk takımın modası geçmiş yavesini dinlemek (Osmanlı tiyatrosu) nun, ‘’kont li markili’’ sahnelerini görmek istemiyor. Herkes iki ahbap ile konuşarak istihsal-ı sürur etmeği, birkaç kitap gazete okuyup uyku getirmeği hem tatlı hem daha tasarrufkarane buluyor!

                                                                                                              12 Kasım 1891 Servet-i Fünun Dergisi




Ahmet İhsan Tokgöz Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler