27-09-2014 Ahmet İhsan Tokgöz

''Kestane'' nidası kulağınıza geldiği zaman neyi hatırlarsınız? Ben geçen gün penceremin önünde otururken satıcının kemal-i eda ''kestane'' nidasıyla geçtiğini işitince kışı hatırladım, zaten o gün adeta yağmurlu idi, adeta soğuk idi. Kış kestane ile kendini hatıra getirmeye ihiytaç görmüyordu.

-kestaneyi sever misiniz? Bilmem, ama ben severim. fakat yemek için değil. Tablalar üstünde sokakta görmek için! öyle latif sarı rengiyle kırmızı kağıt üstüne ehram gibi dizilmiş kestaneyi görmek, hele heybetli satıcılarının eda-yı mahsusuyla ''kestaaane'' demesini işitmek çok hoşuma gider! kestane nidasını işitmek bir cihetten canımı sıkar, o da yaz meyvesinden mahrum kalacağımızı hatıra getirmesidir. Kışı iş görmeye elverişli, kendisine göre latif bir mevsim olduğu için severim ama yazın meyvelerinden cüda olmaya da çok hayıflanırım. işte kestaneyi gördükçe manzarasını nazar-ı memnuniyetle görür, yazın meyvesinden mahrum kalıyorum diye müteessif oluyorum. hani geçen gün size kışı severim demiştim. Bu sözümü sem'-i dikkate alandan bir arkadaş geldi dedi ki:

-ayol sen sahih kışı yazdan ziyade mi seversin

-evet

-lakin dikkat et! cidden kışı mı çok seversin, yoksa şimdi yaz bitmek, kış hülul etmek üzere olduğu için birinden usanıp diğerini özlüyorsun da mı böyle diyorsun?

Düşündüm, sual pek makul idi. Kalbimi yokladım. Evet, ben kışı yazdan ziyade sevmiyorum fakat kışı özlemişim. Özlediğim mevsimin hülulüne müjdeci olan, 'kestane'yi gördükçe dahi kışa değil iş zamanına kavuşacağım için seviniyormuşum.

 Karşınıza bir arkadaş çıkıp cebinden kestane çıkararak:

- "buyurur musunuz?"

sualini irad ederse, bu söz adeta ''kıştan hissenizi almak istemez misiniz?" makamında telakki olunabilir. Çaresi var mı ya hisseyi harcamanın, zira günler çoktan kısalmaya başladı, kırlara çıkarsanız bazı ağaçlardan dökülmeye başlayan sarı yapraklar ayağınız altında ötüyor.

Yapraklar sarardığı zaman geçen hafta bahsini ettiğim av mevsimi bed' eder (başlar). Güz hamamları kapanır, sıcak zamanlarda serinlemek için can attığımız o hamamları serin günlerde adeta üşüyerek seyrederiz. Yazdığım satırlarda şuraya gelmiş idim ki, sokakta ''kestaaane!! sedası tekrar duyuldu. o akşam misafiri olduğum evin sahibi de odamdan içeri girdi:

-şu seda hatırınıza neyi getirir?

 sualini sordum. Dedi ki:

-yarım okka alıp yemeyi

-öyle ise alalım.

                                        Servet-i Fünun, S. 29   1 Ekim 1891

                                     




Ahmet İhsan Tokgöz Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler