09-03-2018 ASKERİ

Çanakkale muhabirinden Çanakkale'deki son durum (8 mart 1915)

Çanakkale muhabirinden Çanakkale'deki son durum (8 mart 1915)

ÇANAKKALE MUDAFAASI

Muhabir-i mahsusamızdan:

Düşman, on beş güne yakın bir zamandan beridir ki boğazın ilk istihkamlarına karşı amansız bir ateş açmış, her gün mütemadiyen yüzlerce gülle savuruyordu. İstihkamatımızın bu  cehennemi bombardıman karşısında nasıl büyük bir şecaat  maharetle , nasıl kahramanca bir itidal-i demle mukabele etmiş olduğunu anlatmak içün uzun uzun yazı yazmaya lüzum görmüyorum, bu güne kadar cereyan esen vukuatın neticesindeki beleğat her türlü tasvirin fevkindedir: Süşman gemileri hala enginlerde dolaşıyor ve madhal istihkamatına karşı gösterdiği aczin intikamını almak içün ne yapayacağını tayin edemiyor! Halbuki onar içün boğazı zorlamak, istihkamatı birer birer iskat ve ıskat edivermek ne kadar kolay bir iş suretinde tasavvur ediliyordu!

On beş günlük bu bombardımanın neticesi böyle göz önünde bulunduğu cihetle buna inanmamak kabil olamaz. Hâlbuki herkesin görmesi kabil olmayan öyle şeyler varki bunları söydiğim zaman pek çokları inanmak istemeyecektir. Bombardıman başladığı zamandan beri birçokları gibi ben de bunun, neticeden emin, bir seyircisi oluyorum.

Ateş hattının hacrinde şöyle küçük bir tepe üstünde gözlerini dürbüne tatbik ederek koca i’tilaf-ı müselles ifritlerinin İstanbul yollarını cehennemi bir ateş altında bıraktığını ve sonra bütün bu tufan-ı ateş altında İstanbul yollarını mudafaa eden ciladetinin nasıl derin bir iman ve itimad ile vazife başında kahramanca sebat ettiğini seyretmek ruhlar içün ne ulvi bir heyecan-ı ati aluyor! İşte ben bu temaşa saatlerinde uhumu heyecan dalgalarından kurtarıp etrafımı tetkike başladığım zaman  hep bir şeye dikkat ediyorum, denebilir ki düşman ateşinden kendini korumak içün iltica edilebilecek en emin köşe istihkamlarımızdır! Bazen koca zırhlıların homurdane homurdane savurduları birkaç yüz güllenin yegane hedefi olan bir istihkamatımızın bombardıman sustuktan sonra yapılan tetkikatta hiçbir hasara uğramadığını söylersem beni mubalaacılıkla itham edersiniz. Halbuki atılan her güllenin bir hasar yapması pek tabii olmakla beraber bu hasardan tabyalarımızın ya hiçbir hasara uğramaması, yahut yine hiç denecek derecede cüz’i bir hasar görmüş olduğu da pek ciddi bir hakikattir.

Hulesa, benim kanaatime göre düşman filosu da taarruzla mudafaa arasındaki bu hususiyetin farkına varmıştır; yani düşman amirali de boğazın bombardıman altında mağlup olamayacağına benim kadar kanaat getirmiştir.belki yine bundan dolayı olmalıdır ki düşman dün akşam bir kere de karaya asker çıkarmak tecrübesi yaptı. Bu, hakikaten görülecek bir şeydi. Akşamüzeri düşman seddülbahir, kum  kale istihkamatına ve etrafına karşı beş zırhlı, bir kruvazör, yedi torpidodan mürekkeb bir fırkasıyla müthiş bir ateş açtı. Bu ateş bir savlet-i ukurane ile bir müddet, bütün bu havaliyi  yaladı durdu; sonra nakihan düşmanın büyük büyük sadalar içinde karaya çıkarmak üzere askerler gönderdiği görüldü. Eminim ki düşman müthiş güllerinin altında kalmış olan sevahilde hakkaten bir karınca bile yaşayabileceğine ihtimal vermiyordu. Askerler filonun mütemadiyen devam eden himaye ateşi altında birer birer karaya çıktılar. Ozamana kadar düşamının istedikleri yere kadar gelmelerine intizar eden kahraman dilâverlerimizin İngilizler üzerine nasıl bir savletle atıldıkları görülecek bir şeydi. Bir taraftan gülle yağmuru devam ediyordu. Fakat bu kadar günlük endaht talimlerine rağmen hala hiçbir tesir gösteremeyen İngiliz nişancılarının kabiliyetlerini anlamış olan askerlerimiz, lakayd ve bi-perva, ruhlarında kaynayan intikam ateşeriyle düşmana saldırmıştı. Bu savlet-i kahramane karşısında neye uğradığını şaşıran düşman karadaki askerlerini sıyanet içün bir taraftan bombardımana devam ediyorken diğer tarftan mütemadiyen sandallarla karaya yardımcı gönderiyordu. Fakat bütün bunlar beyhude idi. Türk dilaverlerinin bir düşman kanı fazla dökmek içün yaptıkları hücum karşısında hiçbir şey dayanamıyordu. Çok sürmedi, düşman bir kısım leşlerini karada bırakarak, bir kısmını sandallara alarak gerisinin ayağına taşlar bağladıktan sonra denize atarak kaçmaya başlamıştı!

Şüphesiz düşmanın maksadı daha ziyade bir tecrübe etmekti ve şüphesiz kazanılan muvaffakiyet bir meydan muharebesi değildi;; fakat askerlerimizin bila-istisna gösterdikleri kahramanlık o kadar fevkalade , her şeye rağmen yalnız düşmanın boğazına sarılmayı düşünen bu arslanların ruhunu yakan ateş-i savlet ve intikam o kadar gayr-ı kabil-i tarif-i ve tasvir idi ki, herkes bu ilk tecrübenin bir tezahürünün vesile olduğu asar-ı celadet karşısında  …… Olmuştu. Bu, büyük  bir zafer değil, zafer içün uğraşan ruhların parlak neticeli bir imtihanı olmuştu.

Bu kahramanlar arasında seddülbahir tarafında küçük müfrezesine kumanda etmiş olan Mustafa oğlu mehmed çavuş bu vakıa-ı harbiyenin en maruf bir kahramanı olmuştu. Onu uzaktan seyredenler, onun kumandası altında onunla beraber düşmana saldırmış olanlar kumandan mehmed çavuşun gösterdiği aşk-ı ciladeti anlata anlata bitiremiyordu. Denebilir ki mehmed çavuş daha şimdiden bütün dillerde dolaşmaya başlayan bir destanın kahramanı olmuştur! İşte düşmanla top ve tüfekle karşı karşıya ilk temasımızın neticeleri!


Kaynak: 8 mart 1915 Tanin Gazetesi

HABERE YORUM YAZIN

DİĞER ASKERİ HABERLERİ
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler